<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809</id><updated>2011-04-21T19:45:34.569-07:00</updated><title type='text'>yuzyillikyalnizlik</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>13</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-5604527499483832064</id><published>2009-01-05T13:48:00.000-08:00</published><updated>2009-01-05T13:51:06.406-08:00</updated><title type='text'>5 Ocak</title><content type='html'>Televizyona bakiyorum. Isgal haberleri, baska bir kanalda, isgali yorumlayan bilirkisiler, akademisyenler, profesorler. Gozu kapali, isgali, savunma olarak tanimlayan ulke liderleri, aymazlar. Baska kanalda, Kongar-Barlas tartismasi. Hemfikir oldukları ender günlerden. Konu: isgal. Yillar once baska bir yazimda sormustum. “Ozunde herkes savas karsiti degil midir” diye. “Neden bir insan, savasa hayir demeye ihtiyac duysun ki” diye. Yine dedirttiler. Gercekten ilginc gunler yasiyoruz demek geliyor icimden, lakin ilk kez degil ki ilginc olsun, farkli olsun. Cocuklar var, cocuklar, altlarina sardiklari kundak bezi kırmızı, koyu kırmızı. Kundagi saran anasi babasi hayatta mıdır, belli olmayan, vurulmus cocuklar. Ne der Alem-i Cihan, “indirecegiz bunlari iktidardan evelallah. Boyle iktidara sahip bir halk da bu olanlari hakketmistir, masallah.” Demokrasinin kurallari bu topraklarda gecmez sayin izleyenler. Oturduklari yerden, ayni benim gibi, kizgin, ofkeli, can sikintisina sahip olarak, izleyenler. Onu ya da bunu suclayarak, ama suclayarak izleyenler. Izleyen, ama sadece izleyen, uluslararasi toplum. Oyle birsey varsa tabi. Tam da su an tikladigim yan taraftaki pencereden aldigim haber, sayin izleyenler: “Olu sayisi 550’yi asti, bir gunde en az 20 cocuk oldu.”  Baydar’in satirlarindan alintilayacak olursam eger, soyle bir tumce dilden dokulur: “Aciyi anlatmakla, yayginlastirmakla, sergilemekle yenilir mi zalimler?” (Kayip Soz, s.75) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Ocak. 5 gun gecti yilin ilk gununun uzerinden. Televizyonlarda hala gecen yilin unutulmayanlar, yer edenleri, iz birakanlarinin kronolojik siralamasi. Yazik ki bugun yasananlar, seneye bugunlerde ilk ve uzerinde en az durulan “gecen senenin iz birakanlari” olacak. İsrail Gazze’ye girdi, Turk jetleri Kandili vurdu, Somali’de bilmem ne oldu, Kongo’da maymunlar oldu. Yerler başka, senaryo aynı. Nasıl bir oyun icerisinde oyuncu veya izleyiciyiz bilmiyorum ancak her iki durumda da tiyatro sahibine katki sundugumuz asikâr. Insanlarin olmesi, garip iktidar hirslari icin kurban verilmeleri, diger insanlarin da olanlari irdeleme yetisinden uzak olmalari ve bunu basaramamalari, icinde yasadigimiz yeryuzunun bugununu aciklamaya yeterli olacaktir. Israil hala tum dunyada turlu cesitlerde ihalelere cagirilmaktadir. Yani kapitalizm, golgesini satamadigi agaci kesmeye devam etmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-5604527499483832064?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/5604527499483832064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=5604527499483832064' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/5604527499483832064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/5604527499483832064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2009/01/5-ocak.html' title='5 Ocak'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-674492744018834149</id><published>2008-09-12T10:41:00.000-07:00</published><updated>2008-09-12T10:42:03.512-07:00</updated><title type='text'>Herkes gibi birisi</title><content type='html'>Sahildeki meyhanelerden birine girdi. Aslinda birahane gibi bir yerdi, iceri girdiginde farkedebildi ancak bunu. Iceride sadece hasir tabureler vardi oturulacak, hic de hayal ettigi gibi degildi, rahatsiz olacakti.&lt;br /&gt;- Bir bira alabilir miyim?&lt;br /&gt;Icerideki herkes ona bakiyordu. Onceden gormedikler, mekanin mudaimlerinden olmayan, kendileri gibi olmayan baska biriydi cunku o. Gelen bira bardagini eline aldi, buz gibi, bir yudum icti. Subatin basiydi ve disarida gecen hafta yagan kar duruyordu hala. Soguk bira icmek icin en uygun zaman degildi, belki sicak sarap ama kimle, tek basina mi? burada mi? siritti... Bakti, herkes bira iciyordu, gerci tek yaptiklari bira icmek degildi ama, onlarla beraber soguk bir yudum daha gecti bogazindan. Iceri girdiginde onu bir iki dakika suzmusler sonra kendi sohbetlerine geri donmuslerdi. Zaten onlarin tek amaci bunyeye alkol sokup biraz rahatlamak degildi belli ki. Sohbet etmek, haftasonu oynanacak mactan konusmak, dedikodu yapmak, kendi kucuk dunyalarinin buyuk meselelerini tartismak icin geliyorlardi birahaneye. bircogu evliydi ve bahse girerim bir cogunun karisi eve sarhos gelirse dunyayi zehir ediyordu. Iste o an bekar olmanin verdigi mutlulugu bir yudum birayla pekistirmek istedi. Zevk girtlagindan gecen dondurucu sogukla beraber akip gitti.&lt;br /&gt;-Neden buradayim, diye dusundu&lt;br /&gt;Hayir hayir 'neden bu dunya uzerinde varim ve varligimin amaci ne' degil. Bunu yuz yllardir dusunuyordu, ne zaman cani sikilsa ne zaman isler ters gitse ne zaman morali bozulsa varligi, dunya uzerindeki mevcudiyeti sorguluyordu.&lt;br /&gt;-Neden buradayim ve bu birayi iciyorum?&lt;br /&gt;Gerci bira da bitmisti, icilecek bir yani kalmamisti. Garsona bos bardagi isaret etti.&lt;br /&gt;Cuma aksami is sonrasi yalniz icilen biranin amaci rahatlamak olabilirdi. Rahatlamak, bedenin yorgunlugunu atmak, zihni zincirleyen ise hayata dair kurallari unutmak. Alkol mutluluga giden bir yol gibi gorunuyordu ve bira kesinlikle yetersiz kaliyordu. Yeni gelen biradan bir yudum aldi.&lt;br /&gt;-Bu sogukta bu kadar soguk bira hasta olmasak bari.&lt;br /&gt;Bir siir ariyordu zihni, rahatligin ne oldugunu hatirladigi su anda kendi kendine bir siir mirildanmak istedi. Hangi siir oldugunun cok bir onemi yoktu, bir siir iste misralari kafiyeli. Sairi birsey dusunerek yazmis ama okurken bin anlam cikarilabilecek. Herseyin altindan ifade ettiginden cok daha fazlasini cikarabilmek bir deha belirtisi miydi, yoksa delilige giden yol mu?&lt;br /&gt;Ikinci birasini bitirip ucuncuden bir yudum aldiginda, suratinda o sacma gulumseme yerini almisti. Iceri girdiginde kendine uzayliymis gibi bakan adamlari unutmus, gun icerisinde olan ufak tefek seyleri dusunurken gulumser bulmustu kendini. Is yerinde, alt kattaki sekreter miydi bugun onu gorunce gulumseyen yoksa yemekte o konusurken saclariyla oynayan sirket avukati kadin mi? Kadinin bilincsizce yaptigi bir hareketti sacina dokunmak, kizil, dalgali saclarini isaret parmagina dolamak, sonra acmak, sonra bir daha dolamak, ve bir daha, ve bir daha... Surekli olarak, o kunusurken. Acaba bir isaret miydi, bilinc altindan ondan hoslandiginin bir isareti, belki de bilincli yapilmisti acik acik ona olan ilgisini gosteriyordu. Tam o mutluluk aninin ortasinda duraksadi, baska bir histi aradigi, ozlem mesela. Onu ozledigini farketti.&lt;br /&gt;-Simdi burada olsa benimle yarisirdi bira icerken, benim kadar hizli icmeye dayanamaz sarhos olurdu kisa surede.&lt;br /&gt;Ama yoktu o artik, bira icmesi, yarismasi, sarhosluklari artik yoktu. Gulumseme yerini uzuntuye birakti. Is sonrasi rahatlama planlari kendini bir depresyon seansina donusturmustu yine. Yarim bardagindaki birayi kafaya dikti, garsondan bir isaretle hesabi istedi. Gelen kagidin uzerinden yazandan biraz daha fazla birakarak disari cikti. Ogrenciyken beraber yemege gittiklerinde hesabi odedikten sonra bahsis birakmak isterdi. O ise hep kizardi.&lt;br /&gt;-Senin paran bile degil derdi, baba parasiyla hava mi atiyorsun.&lt;br /&gt;Oysa ki ortada bir hava atma falan yoktu, garsona tesekkur etme sekliydi bir cesit, ogrenci olduklarini bildigi halde onlara son derece saygili kibar davranan garsona.&lt;br /&gt;Hava, Pazar gunu yagan kardan sonra iyice sogumus, her taraf buz tutmustu. Tek bir soluk yetti uc biranin yarattigi sarhoslugu silip atmaya, ayiltmaya. Tekrar onu dusunmek istedi ama soguk daha gercekciydi, koy gotune gitsin dedi. Ruzgar eserken acikta kalan yerlerini sanki kesiyordu. Az once icerde otururken kafasindan gecen herseyi unutmustu. Simdi aklinda bir tek soguk vardi 'Sokayim boyle havaya' diyip, yuruyup gitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-674492744018834149?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/674492744018834149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=674492744018834149' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/674492744018834149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/674492744018834149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2008/09/herkes-gibi-birisi.html' title='Herkes gibi birisi'/><author><name>can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12421296755144422809</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-3550671038549088927</id><published>2008-09-09T08:55:00.000-07:00</published><updated>2008-09-09T09:05:47.512-07:00</updated><title type='text'>Yuz mil ve Varolus</title><content type='html'>Yaklasik 160 km'ye tekavul eder 100 mil Ankara-Konya arasindan biraz kisa, Ankara-Bolu arasindan birazcik uzun. Arabayla gittiginizde bir bucuk saat civari surecek olan bu mesafe, eger bisiklet uzerindeyseniz uzar durur. Her 25 milde mola vereceginizi varsayarsak, ve ortalama 20 mil/saat gibi bir suratte gideceginizi, sele uzerinde 5 saat gecireceksiniz demektir. Lakin pek oyle olmaz, evdeki hesap her zaman carsiya uymaz. Onunuze asilmasi zor tepeler cikar, tirmanmaya baslarsiniz. Zirveye varidiginizda bir de bakmissiniz sadece 3 kisisiniz, grubun geri kalani gerilerde biryerlerde hala tirmanmaya calisiyor. Yapacak iki sey vardir, ya yavaslayip grubun sizi yakalamasini beklersiniz ya da yola uc kisi devam edersiniz. Geride kalan grubu bekleseniz vakit kaybedeceksiniz, onlar sizi yakaladiginda ise oldukca yorulmus olacaklarindan bu sefer hizli da gidemeyeceksiniz. En iyisi yola uc kisi devam etmek, ama uc kisi ruzgardan korunamazsiniz daha cok calismak daha cok yorulmak zorunda kalirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varolusculuk, varolusun, yani eylemin, meydana gelisin oz'den once geldigini soyler bize. Yani once bisiklete binersiniz sonra bisiklete binmeyi seversiniz. Bisiklete binmemis birisinin "bisiklete binmeyi seviyorum" dedigini hayal edebiliyor musunuz? Buyuk ihtimalle dusup canagi kirmaktan da odu kopuyordur. Benzer bir sekilde dogayi seviyorum o yuzden doga sporu yapiyorum diyen birisine de temiz bir siktir cekilebilir.&lt;br /&gt;Ayni dusunce sistematigini iliskilere de uygulamak mumkun olur mu acaba? Aldatirsiniz, aldatabildiginizi gorunce esinizi sevmediginizi farkedersiniz. Aldatmanin varolusu, oz'unuzu degistirmistir, sevgi bitmistir. Iki ihtimal uzerinde durmak istiyorum, birincisi; ayrilabilirsiniz, bu oz'de farkli degisikliklere yol acabilir. Yalnizlik hissederseniz ozlem duyarsiniz, ya da hayatinizda baska birinin varligiyla mutlu olmaya devam edebilirsiniz. Ikinci yol iliskiyi surdurmek olabilir. Yine berabersinizdir, yine sevisirsiniz ve oz'de sevgi yeniden dogabilir, ya da baska bir aldatmanin varligi ve yine ayni dongu. Bu durumda aldatma eyleminin varligidir herseyi degistiren, eylemin dusuncesi degil. Esinizi aldattiginizi dusunebilirsiniz, dusunce eyleme donusmedigi surece, varolus oz'u degistiremeyeceginden sevginiz birsey kaybetmeyecektir. Suphesiz buna karsi cikanlar olacaktir, "aldatma fikrinin varolusu oz'u degistirecektir" diyenler cikacaktir. Fakat unutulmamalidir ki insan beyni duyulariyla hissettiginin cok otesinde bir kavrama ve kurgulama gucune sahiptir ve bu guc bireye herseyi, ama herseyi, ahlakli, ahlaksiz, mantikli, mantiksiz, dogru, yanlis... herseyi dusundurebilir. Kanimca dusunmek, dusunebilmek, sinirsizca dusunebilmek beynin saglikli bir halidir.&lt;br /&gt;Dusuncelerin varligi eylemlerin varligi yerine koyanlar bir hata daha yaparlar, oz'deki henuz gerceklesmemis degisiklikleri, gerceklesmis varsayip hareket edebilirler. Bosluga atilmis bir adimdir. Kisinin, -iliskilerden bahsediyorsak- kisilerin, dususuyle sonuclanir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Insan fizigi ve ruhu kuvvetlidir nice varoluslar icerisinden, sayisiz ruhsal devinimlerden, derin celiskilerden gecer yine de ayakta kalmayi surdurur. Iste 100 mil, yavas yavas bu dusuncelerle gecer gider... Insan ucsuz bucaksiz tarlalar arasinda, ruzgara karsi basi onde tek basina pedal cevirirken en iyi hisseder varolusu. O an mekanik bir alet vardir, yanan bacaklar, kurumus bir agiz, alindan akan ter ve gozleri yakan tuz. Dusunceler, duygular, yargilar, fikirler, sevgiler, nefretler onemini kaybeder o an, saniyede yuzlercesi gelip gecse de zihinden, hicbirisi varolusun aci gercekligini degistiremez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-3550671038549088927?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/3550671038549088927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=3550671038549088927' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/3550671038549088927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/3550671038549088927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2008/09/yuz-mil-ve-varolus.html' title='Yuz mil ve Varolus'/><author><name>can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12421296755144422809</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-437494037395284069</id><published>2008-09-03T07:57:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T08:03:44.485-07:00</updated><title type='text'>Calar Saat, Otomobil Kredileri ve Iron Maiden</title><content type='html'>Nicedir hayatimiza giren cep telefonlari uzerinden yaziya giris yapmak isterim. Istemesem bile en rahat girebilecegim yer burasi oldugundan iste girdim bile. Amcam bundan yillar once binlerce dolar vererek almisti ilk cep telefonunu. Oyle ki, belki kendi yaptigi seyi mesru kilmak icin belki de gercekten bugun, buradan bakilinca cok zevkli bir hikaye gibi gorunen su olayi anlatir: “Benim bir arkadasim var, ‘cep telefonu diye birsey cikacakmis, cikinca ben arabami satip ondan alicam’ demisti.” Teknolojinin nimetlerinden kokune kadar faydalandigimiz gunumuzde ayni seyin goturduklerini de bir yere kadar gormezden geliyoruz. Burada konu tabii ki, ‘vay efendim bu kadar cok tuketiyoruz, enerji harciyoruz manyak gibi, musluklari acik birakiyoruz dis fircalarken -ki tam bir ahmak isi-, ondan sonra kuresel isinma oluyor, buzullar eriyor, garibim Hollandalilar su seviyesinin altinda yasamak zorunda kalip bununla mucadele etmek icin memleketlerinin her bir yanini kaziyorlar, penguenler evsiz kaliyor, kutup ayilari sicaktan haslaniyor’a gelmeyecek. Bircogu dogru olsalar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada konu, biz bunlar icin, dogaya dost malzemeden kredi karti yaptik, hesap dokumlerinizi kagida degil e.postaniza yaziyoruz, hatta e-ekstre isteyene bilmem kac bin para puan da veriyoruz, bu da yetmezmis gibi cevre projelerine destek veriyoruz, finansman sagliyoruz. Iste biz bu kadar cevreciyiz ve iste sirf bu yuzden bizim harika kredi kartimizi almalisiniz. Yasasin! Geri donusumle kazanilmis bir kredi kartim var. Cok mutluyum. Peki kredi kartiyla ne yapiyorduk biz? Baliga cikmiyoruz herhalde. Yeni bir LCD ekran televizyon, sicaklardan bunalanlara cevreye duyarli klima, az emisyonlu kuresel isinmaya katkisiz diz ustu bilgisayar aliyoruz veya marketten iki kilo hiyar alip iki farkli posete sarmalayip ‘cop poseti yapiyom ben onu’ kandirmacasina kendimiz de inanarak iki kat ‘laylon toset’in icine iki tane de fazladan atip sivismak suretiyle marketten cikiyoruz. Marketlerin verdigi II. Mahmut doneminden kalma fermanlar gibi alisveris fisinin de yuzune bile bakmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baslik nerdeydi biz nereye geldik. Aslinda hala ayni yerdeyiz. Sabahlari ise giderken otobuste hep Iron Maiden dinliyorum. Mumkunse konser kaydi veya yeni albumlerinden birseyler. Sarj edilebilen pillerin canavara benzeyen performansiyla, kilometrede 1 YTL’lik – (yakinda TL olacak) mazot sarfiyatinda bulunan, iki haftada bir sanayinin yolunu tutan, bir suru masraf yapilan ve yaklasIk benimle ayni yasta olan efsane O302’nin motor sesini Janick Gers, Adrian Smith ve Dave Murray’in uc gitari ile Harris’in “bingidi bingidi” bas tonlari ancak bastirir. “Oglum, derdin motor sesi bastirmaksa git, Cradle of Filth falan dinle” diyenleriniz var, biliyorum, duymazliktan geliyorum. O302 ki, Hosdere Caddesi’ni tirmanirken iki de bir duran, etrafta vizir vizir gecen arabalara korma calan, kah yol veren, kah yol kesen ama her seferinde etrafindaki yeni ve motor gucu/agirlik orani daha yuksek otomobillerin boyundurugunu kabul etmek zorunda kalan otobus. Ayni sekilde insnalarin sabahlari ya da aksamlari cikis saatlerinde verimini dusuren, zamanini kaybettiren otobus. Ancak bu konuda sadece efsane otobusu suclayamayiz. Hatta tersi gecerlidir: butun bankalar, hayasizca, kime verdiklerine bakmadan; yuzde miniminnacik faizle otomobil kredisi vermese piyasaya, bu kadar cok kisisel otomobil olmasa piyasada, sirf ‘araba aldim’ diye ehliyet alan; arac kullanmaktan bihaber suruculer olmasa piyasada, serbest piyasa ekonomisini, rekabeti, tuketimi, harcamayi bu kadar pohpohlayan ‘tip’ler olmasa piyasada, O302 dediginiz arac yokuslari bayirlari keci gibi tirmanir, herkes gibi ben de trafikte daha az zaman harcamis olurum. Daha az zaman harcayarak, daha fazla zamana sahip olan ben, memleketteki en onemli tuketim kalemi olan cep telefonumu, sabahin kor safagina kururak uyanmak yerine, calar saatimi daha makul bir saate kurarak daha az asabiyetli bir insan haline gelebilirim. Amma, otobus cabuk gidiyor diye Iron Maiden’i birakacak halim yok. O kadar da degil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-437494037395284069?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/437494037395284069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=437494037395284069' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/437494037395284069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/437494037395284069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2008/09/calar-saat-otomobil-kredileri-ve-iron.html' title='Calar Saat, Otomobil Kredileri ve Iron Maiden'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-6603708673345900411</id><published>2008-07-22T03:45:00.000-07:00</published><updated>2008-07-22T04:44:29.363-07:00</updated><title type='text'>uzaklara..</title><content type='html'>cok degerli blog sayfamizin yan tarafindaki eski yazilarin baglantilarina bakinca ufak bir dumur sonrasi hayal kirikligiyla karisik bir yazma istegi peydah oldu icimde. zira, kac zaman gecmis, neler olmus, neler degismis, anlatan, soyleyen, paylasan yok. denk gelmemis belki de. bir suru sey yazdim belki, sayfalara, camlara, aklima, suya. son yazimdan sonra yazmadigim tek yer asil yazmam gereken, ya da oyle demeyelim, "yazmaktan hoslandigim yere" yazmamisim. neyse iste son..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son yazigimi okurken farkettim ki, zamana fazla atifta bulunmusum. ama gereginden fazla degil asla. hakediyor bunu. kendisinden bahsettirmeyi biliyor aslinda. belki de biz insanoglu icin en ucuz ve kolay yol, zamandan bahsederek onu yavaslatmaya hatta abartip durdurmaya calismak. iste yine deniyorum. yeniden tarih okumaya basladim. gecmise gidince zaman yavaslar mi dersiniz? tarih dedigime bakmayin, caldiran meydan muharebesini, mercidabik savasini yahut soguk savasi okumuyor bu bunye. ancak ben de simdi, bir ustteki satiri yazarken farkettim ki, tarihten ornek vermeye calisinca, icimiz disimiz savas olmus. bu kadar siddetle ortulu ve dolu muyuz gercekten? yoksa, agiz aliskanligi diye  gecistirmeli mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanin, yasamin, olanlarin hizli aktigi ortada ve her gecen dakika daha fazla tecrube sahibi insanlara donustugumuz de. ama hala bir eksiklik var sanki onceki cumlede. huxley iyi demis zamaninda: "bir insanin tecrubeleri, başından geçenlerle değil, onlardan ne kadar ders aldığıyla ilgilidir." ve bu noktada yaşlanmak için de aynısını söyleyebiliriz, sanırım. yaşınız, hayatınızdaki gün veya dakikalarin duragan ve dogrusal aciklamalarindan ziyade kalp atis hizinin ve hormonal dagilimin nasil dalgalandigiyla ilgilidir. bu noktada iyi taban ve tavan degerlerine sahip olunmalidir diyebilirim. hatta dedim bile. bu dalgalanmalar, yalniz bir yolculukta da olabilir, koca bir kalabaligin icerisinde de gerceklesebilir, iki kisi, kucucuk bir odanin icinde, gecenin bir koru ankara havasi ile misket oynarken de hayatiniza girebilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzaklara ve yakinlara selam olsun..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-6603708673345900411?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/6603708673345900411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=6603708673345900411' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/6603708673345900411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/6603708673345900411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2008/07/uzaklara.html' title='uzaklara..'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-3543715626243261198</id><published>2007-11-14T11:32:00.000-08:00</published><updated>2007-11-14T11:34:16.849-08:00</updated><title type='text'>yine yeni..</title><content type='html'>yeni yazılar çok yakında yeniden buralarda olacak.. sabır. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-3543715626243261198?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/3543715626243261198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=3543715626243261198' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/3543715626243261198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/3543715626243261198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2007/11/yine-yeni.html' title='yine yeni..'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-117023631181268807</id><published>2007-01-31T01:38:00.000-08:00</published><updated>2007-01-31T01:38:31.820-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-117023631181268807?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/117023631181268807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=117023631181268807' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/117023631181268807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/117023631181268807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2007/01/blog-post_31.html' title=''/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-116975224889469728</id><published>2007-01-25T10:42:00.000-08:00</published><updated>2007-11-14T11:46:18.013-08:00</updated><title type='text'>an</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;hakikaten her son bir baslangic midir? yoksa bizi metanetli olmaya, yatistirmaya calismak icin kurgulanmis bir  oyuncuk mudur?? kendi kendime hep sordugum soru gibi; amaclar, araclari hakli cikarir mi? amac mutlu olmaksa su yeryuzunde, mutlu etmeyen eylemlerden bizi, hemen ve hizla nicin uzaklasmayiz? neden hep bir umut vardir? sonda bir isik goruyorsak eger, neden yelkenleri suya indiririz ivedi ile? neden isiga giden zor ve sarp yolu seceriz, isigin cok da guzel olmadigini, aslinda bildigimiz isik olmadigini bile bile?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ogrendik bir kere: "zor olan guzeldir." neden guzeldir? zira zor birseyi gerceklestirmek insana daha buyuk haz verir, daha cok mutlu eder.. daha cok mutlu olmaksa isin sonundaki ve biz sirf mutlu olmak icin varsak bu sahnede, risk almali, en guzel oyunumuzu oynamaliyiz.. oynar da basarirsak iyi rol kesmeyi, mutlu oluruz ve o ana kadar yasanan her bir mutsuzluk birimi yok olur gider. ara toplamda gecmistir mutluluklarimiz.. peki, ya basaramadiysak? olmadiysa bir turlu? donup gitmenin zamani midir? "bittik abi" demeli miyizdir? (yazi turkce'sinde boyle bir soru kalibi yok galiba ama idare ediverin biraz.) belki evettir cevp belki de degildir..  lakin bildigim bir sey vardir ki,  durduk yerde mutlu olunmaz ve bunun icin gayret etmek gerekir.. useniyorsak mutlu olamayiz..  hicbir sey karsiliksiz gelmez elimize,  geliyorsa da bir yanlislik vardir, daha fazlasini goturme ihtimali vardir.. anlik isteklerimiz, bizi pek de anlik olmayan anlasilmazliklara itebilir ve cikmasi da zaman alir bunlarin icinden..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"baska bir dunya mumkun."&lt;br /&gt;yillarca bagirdik bu slogani orda burda..&lt;br /&gt;evet mumkun..&lt;br /&gt;ama nasil?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-116975224889469728?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/116975224889469728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=116975224889469728' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116975224889469728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116975224889469728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2007/01/blog-post.html' title='an'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-116481936240439952</id><published>2006-11-29T08:55:00.000-08:00</published><updated>2007-01-25T12:14:28.430-08:00</updated><title type='text'>makina</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;tipik bir 'fcm' hareketi olarak tanimlanabilir, bir seyler okuyup okudugu uc laftan sadece birini anlayip o anladigi uzerine saatlerce dusunmek, yazip cizmek... &lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-116481936240439952?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/116481936240439952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=116481936240439952' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116481936240439952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116481936240439952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2006/11/makina.html' title='makina'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-116302749694163853</id><published>2006-11-08T15:00:00.000-08:00</published><updated>2006-11-08T15:11:36.946-08:00</updated><title type='text'>son ... bas</title><content type='html'>bedenlerimiz, ruhlarimiz idealar dunyasinda varolduklari icin mi bu dunyada varoluyorlar? yoksa bedenimizi biraraya getiren hucreler bizi canli kildiklari icin mi bir ruha sahibiz? hatta ruh nedir?&lt;br /&gt;gunler gunler gunler... dogum gunleri olum gunleri. bir insanin kendi dogumu uzerinde soz sahibi olamadigini unuttugumuz, kendimizi tarza gore, eglenceye; pastaya; alkole verdigimiz, arkadaslarla, dostlarla bir olma sebebi dogumgunleri. halbuki asil kutlama yapmasi gereken ana, baba... icraatlarinin, asklarinin meyvesinin bilmem kacinci yildonumunu kutlama sanslari gecmis ellerine. birileri beni kesin kaba saba biseyler (hayvan okuz odun ayi vs...) olmakla suclamistir dogumgunlerini bilmedigim veya unuttugum icin. annenle babanin icraatini mi kutluyoruz hediyeleri onlara alalim, supriz partiyi hakeden onlar. sen bugun ne yaptin ki dogum gunun kutlu olsun. asil sen hayatindaki diger gunleri onemli kilmaya bak.&lt;br /&gt;ecevit oldu, hakkinda yazilacak cizilecek o kadar cok sey varmis ki gazetelerin internet siteleri saat basi yeniden derlenmis bilgilerle fotograflarla guncelleniyordu.&lt;br /&gt;ecevit hangi gun dogdu? hic bir fikriniz var mi? belki birkac gun once gazetelerden okumusunuzdur. peki ondan once bir fikriniz var miydi? pek zannetmiyorum.&lt;br /&gt;peki ecevit ne zaman oldu? kasim ayinin besimiydi, soguk bir gundu degil mi? bir gunluk kahramanlara, vatanseverlere bile olumu hissettirecek kadar soguk olmustur umarim.&lt;br /&gt;hic merak etmeyin er gec hepimiz geberecegiz. bazilarimizin ruhunu saad eden yuzbinler olacak belki ama bircogumuz sadece onlarla sinirli kalacagiz.&lt;br /&gt;cok sevgili birisi yazmisti bunu bugun: biz daha yukseklere uctukca ucamayanlarin gozunde daha da kuculecegiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: yazida baslik olur. olmasa da olur ama bir gorus basligin okuyucuya saygiyi isaret ettigini savunur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-116302749694163853?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/116302749694163853/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=116302749694163853' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116302749694163853'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116302749694163853'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2006/11/son-bas.html' title='son ... bas'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-116280876547855949</id><published>2006-11-06T02:08:00.000-08:00</published><updated>2006-11-08T14:40:41.143-08:00</updated><title type='text'>yok baslik..</title><content type='html'>bugun yakin bir arkadasin dogum gunu olmasinin yanisira, Karaoglan'in da olumunun 1. gunu.. yani; olumler, dogumlar bir arada, pesinden kostugumuz, kosmaya calistigimiz ve belki cogu zaman kostugumuzu sandigimiz, (bazen bunu abartip yakaladigimizi da zannederiz) zaman dedikleri fiziksel tanimlamanin ufak birimleri hizla seyirtip gitmeye devam ediyor.. farkettirmeden, bizleri degistirerek yapiyor bu isi ustelik. farketmedigimiz gibi aliskanlik kazanarak a devam ediyoruz, etrafta olup bitenlere.. cok sicak bir ornek,, pek sayin Karaoglan'in, yogun bakim unitesine girdigi ve oleceginin konusuldugu gunlerde, bir hayli uzulmus olan ben ve arkadaslarim, cenazeye gitmekten bahsetmistik.. 171 gun sonunda, adini tekrar agzimiza aldigimizda adam terk-i diyar eylemisti bile..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/507/3961/1600/0413-bulent-ecevit.2.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/507/3961/320/0413-bulent-ecevit.2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; uzaklasiyoruz herseyden, gunluk sikintilar, kaygilar olumsuzluklar icinde kaybolarak.. yasamimizdaki hersey pozitif oldugunda bile soyle biraz yukselip olaya genelinden bakamiyoruz cogu zaman.. zira bu pozitiflikler de gunluk yasamin getirdigi arti degerler oldugu icindir ki, yuzeysel, gelip gecici sevincler oluyorlar ekseriyette.. belki de gercek mutlulugu yakaladigimiz anlar, elin parmaklarinin sayisindan daha az vuku buluyor su cok da uzun olmayan hayatlarimizda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kasim yagmuru falan dedik, ama kar yagdi burda sayin 'f_c_m', kasim girer girmez.. daha yagmur da yagsa, november rain de dinlesem iflah olmam ben..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-116280876547855949?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/116280876547855949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=116280876547855949' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116280876547855949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116280876547855949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2006/11/yok-baslik.html' title='yok baslik..'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-116067816196310594</id><published>2006-10-12T10:47:00.000-07:00</published><updated>2006-10-12T11:36:16.006-07:00</updated><title type='text'>novemer rain "episode 2"..</title><content type='html'>valla, ben bilmiyorum yazin, kisin karakteristigini. bugun ekim ayinin 12'si ve dahi sahane bir yagmurla islandik..  bildigim odur ki, hala ve inatla yagmuru seviyorum, kasimda dogan bir insan evladi olarak, kasim yagmurunda, esofman ustunun kapsonunu(bkz. zincirleme isim tamlamasi) takip, kulaklara da iki tane walkman kulakligi yerlestirip (i-pod gencliginin arasina dahil olamadim henuz) 'november rain'i dinlemenin tadini pek az seyde bulurum, o ayri.. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalnizligi &lt;/span&gt;sevdigim nice anlardandir.. hele ki bir de bacaklarimda, tarifi az sayida insan tarafindan algilanabilecek, o idman sonrasi garip hissiyat da var ise ben o A4 yokusunu da yuruyerek cikarim hoca. jandarmaya falan da selam vermem gecerken, o kadar da anti-militaristimdir.. ha eger ki, birisi cikip da, "ulan, jandarmaya selam vermeyip militarizm karsiti olunur mu, bre deyyus" der ise, hic bulasmam, zira baska bir blog acmak gerekir bu insana cevap vermek icin.. ugrasamam..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kasim yagmuru degil belki ama 'bir' yagmurun altinda islandim iste. ve belki de uzun zamandir ilk defa &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalniz &lt;/span&gt;islanmak agir geldi.. halbu ki, dedim ya, tarifi zor hisler uyandirirdi bende, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalniz &lt;/span&gt;islanmak..&lt;br /&gt;oyle ya da boyle, insan denen 'sey' etrafinda olanlara alismaya calisarak, alisarak, aliskin olarak yasamini surduruyor.. ve dahi, aslinda hayat dedigimiz seyin tanimi da buna benzer birsey olsa gerek. klasik tanimiyla bagdastirmak istersek : "insan dogar, disaridaki hayata alisir, buyur, etrafindaki hayata alisir, okula gider, kitap okur, yazilanlara, sinavlara, hocalara, sira arkadaslarina, birileriyle dost, kimileriyle sevgili olmaya alisir, okul biter, mezun olur, sevgiliden, dostlardan ayrilir, ayriliklara alisir.. yaslanir, yasliliga alisir  ya da belki zamanin genclerine alismaya calisir da diyebiliriz.. sonra, bir gun, olur gider, geride kalanlar, yokluguna alisir.. ve ben de kasim yagmurunda olmasa da ekim yagmurunda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalniz &lt;/span&gt;islanmaya alisirim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lakin, sonunda, yagmur diner, bizler islak kaliriz..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-116067816196310594?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/116067816196310594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=116067816196310594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116067816196310594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116067816196310594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2006/10/novemer-rain-episode-2.html' title='novemer rain &quot;episode 2&quot;..'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-35572809.post-116060063886463246</id><published>2006-10-11T13:52:00.000-07:00</published><updated>2006-10-11T14:06:02.720-07:00</updated><title type='text'>november rain</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;Bu sene kis soguk gececek gibi. Daha aylardan Ekim olmasina ragmen hava raporunda '&lt;em&gt;bu aksam kar yagabilir'&lt;/em&gt; dedi. Henuz Kasim bile gelmedi ama kar geldi. Bu Ekim'den daha ilik gecen Kasimlar hatirliyorum. Yine ilik bir Kasim aksami yagmur baslamak uzereydi ki bir kurek buyuyumuz bir laf soylemisti &lt;em&gt;‘O Kasim da hic yagmur yagmadi’&lt;/em&gt; &lt;em&gt;a.q.&lt;/em&gt; seklinde bitiyor olmasi muhtemel bu cumlede Guns N’Roses’in November Rain’ine atifta bulunmustu. Hikaye kafamda su sekilde canlaniverdi. &lt;em&gt;“Delikanli bir kiz sevmisti, beklenildigi ve alisilageldigi uzere platonik ve acilinilamaz bir sevgiydi bu, aylardan da Kasim yaklasmaktaydi, bak sen su ise, delikanli o Kasim ayinda yagmurlu havalarda November Rain dinleyecek ve kocaman kalbindeki o kocaman sevdicegini dusunecekti. -Kalbi kocamandi zira kendisi eski atlatlerdendi-. Fakat beklenen gibi olmamis; o Kasim, olasi diger Kasimlardan daha kuru ve kurak gecmisti. Zaten bize de boyle bir sey ogretmemisler miydi daha ilkokuldayken? Icanadolu bolgesinde yazlari kurak ve sicak kislari kislari soguk ve yagisli gecer, bana soracak olursaniz heryerde oyle gecer ya neyse... Hic yagmur yagmayinca delikanli askini November Rain’le sulayamamasti, o da sonbahar yapragi gibi sararip buzulup dalindan kopup helezonlar cizerek ayaklar altina dusmustu.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Cok dagilmadan geri donmek gerekirse konuya, gerci henuz baslanmamis birseye nasil ‘geri’ donulebilirse... Bu gecmisi yadedici, nostaljik romantikligin nedeni nedir? Olaylarin uzerinden onca zaman gecerken neden biz de gecemiyoruz? Ya da unuttugumuzu sandigimiz seyler neden cok farkli bi uyariyla zihnimizde acilip ortaya saciliyorlar? Niye ruyalarimda insanlarla kavga ediyorum hala...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://www.dqshrine.com/dq/dq6/genie.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.dqshrine.com/dq/dq6/genie.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/35572809-116060063886463246?l=yzyllkylnzlk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/feeds/116060063886463246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=35572809&amp;postID=116060063886463246' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116060063886463246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/35572809/posts/default/116060063886463246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yzyllkylnzlk.blogspot.com/2006/10/november-rain.html' title='november rain'/><author><name>melquiades</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03317593209261549318</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
